Hürriyet

28 Ağustos 2011 Pazar

Kafan nece?



Çok çok önceydi.Tatlıların en tatlısı bir çocuk.Buldum çıkardım saklandığı yerden.Kulağına eğildim ve fısıldadım : "Senin kafan nece çocuk?" Usulca doğruldu."Sence nece?" dedi."Bence,bence." dedim.Çünki bendi,bana benziyordu ve tutkulu bakıyordu üstüne üstlük.Başladı.Yok,hayır mutlu bitmedi.Neden mutlu bitsin? Ona dair son hatırladığım aldığı düzensiz bir iki nefes boyu sayıkladığı "Neden?" sorusuydu.Bu hikayeyi de bugün bileklerime baktığımda hatırladım.Muhtemelen bir diğer hatırlayışımı da bu seneki ilk karda yaparım.


25 Ağustos 2011 Perşembe

Sigara.

A'dan Z'ye kaç yılın verdiği o tecrübeyle sayarken sonlara doğru kafasını kaldırdı ve ona baktı,saçlarına baktı,gözlerine baktı,kendine baktı.Cebinden paketini çıkardı.Yalnızca kendi yaktı.İlk nefes. -ve nasıl bittiğini anlayamadan son nefes- İzmariti dokuz bin sekiz yüz üçüncü kez ezdi. Sigara ikram etmediği o kadın ezişe öyle bir içli baktı ki,sanki ayak altında izmarit değil de kendisi. Ve yüzünde bir gülümseme adamın. Rüyasını anlatmaya başladı adam,dedi ki ölüyordum.Kadın sustu.Adam durdu.Kadın konuşmadı.Adam umursamadı.Adam ölüyordu.Rüyada,gerçekte.Kadın gidiyordu.Gerçekte,hep gerçekte.Sonra hikayeyi duyan biri geldi ve dedi ki "Belki de sigarayı ikram etse,bunların hiç biri olmayacaktı." Kadın gitti,adam öldü.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Çocuğa mektup


Koca bir çocuk,çocuk ama sadakatsiz.Kafayı yemiş.Gözleri her zaman sen bir şey anlatırken gözlerine değil de ağzına bakan,çağırsan gelmeyecek,gelmesini de istemediğin,büyük elli,tırnaklarını sevmediğin bir çocuk.Sana gençliğini anımsatıyor.Ya da yaşlılığını mı demeliydim.Çocuk orda. Senin için deniz kokuyor.Çocukla konuşma vakti gelmiş,çocuğa mektup:


Gözlerin farklı bakıyor.Gün geçtikçe daha da arttırıyorsun sigaranı.Günde üç öğün yemek yeme lüksün yok.Kıyafetlerin eskimiş.Yeni bir mutluluk arıyorsun.Bir şeyler ararken eskiyorsun.Karnın ağrıyor,miden bulanıyor.Hep kusarsın,kusuyorsun.Ayna karşısına geçip göbeğini içine çekiyorsun ve kaybetmekten korkuyorsun,çok korkuyorsun.İçindeki gerçek sen'i aramaktan yorulmuş bir halin var,deniyorsun,olmuyor,yalpalıyorsun,düşüyorsun,kalkman uzun sürüyor,ama kalkıyorsun.Güçlüsün çünki,demiştim ya..Geçenlerde bir kıza aşık olmuştun,hatırlıyorsun.Onu mu yoksa bir insan mı sevmek istemiştin,hatırlayamıyorsun.Anlatıyorsun ya da dinliyorsun.Ne kadar da çok şey birikmiş sende.Arkadaşlar arıyorsun,buluyorsun da,arkadaşlar..Kafalar.Sadece kafalar. Yaşadıklarından çok farklı onlarınki,dinlemiyorlar ama dinliyorlar.İnsanlar içinde yalnızsın.Yılıyorsun,içindeki birbirinden munzur çocuklarla konuşuyorsun.Sen o şehirden korkuyorsun,sen o sokaktan korkuyorsun,o kapının önünden.Dışarı atıyorsun kendini,birilerine bir şey anlatmaya kalkışıyorsun tekrar,ama ağzının ağrıdığını farkediyorsun. İşte tam o an o içindeki şey içinde onu tutan,zapteden herşeyi kırıyor,çıkıyor dışarı,gözyaşlarınla.Sonra her şeyi unutup sadece saçına takıyorsun,saçın pek bir biçimsiz.Bunu tekrarlayıp duruyorsun,ağlamıyorsun bu sefer.Bir şey oluyor,gülümsüyorsun.Bir "yaptım" gülümsemesi bu.Şaşırıyorsun.




Aslında bir çok şey kaybettin,annen,baban,bilirsin bir çok şey.Bir şeyler kokuyor.Tam o anda ellerine bakıyorsun.Çürüyorsun.Çürüyorsun ve güzelleşiyorsun.


Mutlusun.
Mutlusun ve nerede misin?


Çoğu zaman rüyanda.

no isim

   Hiç saymadım.Saymaya hiç fırsatım olmadı.Fırsatım olsa da saymazdım zaten.Neden sayıyım? Bir yerden sonra reçelden de nefret ediyor insan,bir erkeğin ağlamasından ve evlerin bodrumlarından da.Kirlenen ellerimi duvarlara sürmekten bıkmıştım zaten,vıcık vıcık olan ellerimi duvara sürmekten bahsediyorum,edebiyat yapmıyorum.
   Ona bir isim vermemeliydin.Bir isim verince ona bağlanmaya başlıyorsun.